Salih Amel ve Doğruluk

Bu yazımda, işini günlük hayatımızda herkesin kabul ettiği ve her ortamda kendince kesin olarak yaptığını savunduğu şekilde doğru yapmaktan ve bu durumun, belki de çok fazla düşünmediğimiz, ötekileştirdiğimiz ve bizden uzak bir noktaya koyduğumuz sanki sadece kendini bütünüyle dine adamış kişilere mahsusmuş gibi düşündüğümüz, “salih amel” terimiyle olan ilişkisinden bahsetmek istiyorum.

Salih amel konusu belki de daha çok dini kaynaklarda geçtiği için, bu konunun sadece dini bir konu olduğu gibi bir düşünce oluşmuş, bilinç altımızda. Tıpkı dinin sadece dini hayatla ilgili olduğu düşüncesinin oluşmuş olması gibi.

Din

Din, insanın sadece dini hayatını değil bütün hayatını düzenleyen bir kurallar bütünüdür. Bu bakış açışıyla baktığımızda, dinin insan hayatından ayrılmaması gerektiği aşikardır. Özellikle, kendini bir dine mensup olarak gören kişilerin mutlaka uyması gereken dini kurallar vardır. Bu kurallar sadece dini değil aynı zamanda da hayati kurallardır, aslında. Bu kuralları uygulayıp uygulamamak, ya da bir kısmını belli bir oranda uygulamak tamamen kişinin kendi sorumluluğunda olup, buna karşılık yaptıklarından ve yapmadıklarından dolayı ödül veya ceza alacağı da dini kurallarda belirtilmiştir.

Seçim ve sorumluluğun kişide olması, kişinin yapmış olduğu uygulamaların din olmamasını da gösterir. Yani, bir kişiye bakarak yapmış olduğu uygulamaların dini uygulamalar olduğunu söylemek veya yaptıklarının din olduğunu söylemek uygun olmaz. Dinin kaynağı bellidir. Dinin yaşanmasında nelere bakacağımız, uygulamaları nasıl ve kimden öğreneceğimiz de bellidir.

Dinin Kelime Anlamı

Din konusuna bu şekilde girmişken, dinin kelime anlamının da ne olduğunu açıklamalıyız. Din kelimesinin karşılığı Türkçe’de “borç”tur. D-y-n kelime kökünden türemiştir. Duyun-i Umumi şeklinde karşılaşabildiğimiz “Genel Borçlar” anlamındaki bu örnekte karşılaştığımız “duyun” kelimesi  din kelimesi ile aynı kökten türemiştir. Din aslında, insanların dünya hayatında yapmaları gereken, hayatı doğru yaşayabilme kuralları olmakla birlikte, hayatı doğru yaşayabilmek de Allah’a karşı insanların borcudur. Bu nedenle borcunu ödeyebilenle ödeyemeyenin şartları farklı olmaktadır.

Meslekler

Dünyada yaşayan her insanın yaşayabilmek için bazı ihtiyaçlarını karşılayabilmesi gerekmektedir. Bu yüzden de insanların imkanları dahilinde çalışmaları gerekmektedir. Tüm dünyada insanların çalışmalarının belli kurallar altında gerçekleştirilmesiyle meslekler ortaya çıkmıştır. Tüm meslekler, öncelikle o meslek erbabının geçimini karşılamaya yönelik olarak yapılan, toplumun ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılayabilen iş kolları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Mesleki Kurallar

Meslek sahiplerinin topluma verdikleri hizmet karşılığında ücret almaları meslek erbabının en temel hakkı olmakla birlikte, verilen hizmetlerin kaliteli olması da toplumun en temel hakkıdır. Meslekten mesleğe değişebilen ancak temelde sunulan hizmetin kalitesinin belli seviyede tutulabilmesini sağlamaya yönelik olarak her meslek grubunun kendi iç kuralları vardır.

Her meslekte ortak olan kurallardan biri de mesleğini doğru ve dürüst bir şekilde yapmaktır. Bu durumu herkes kabul etmekle birlikte uygulamaya gelince ne yazık ki bazı eksiklikler olabilmektedir. Bu eksikliklerin bilinçli  ve kasti şekilde yapılması yani mesleği uygularken yalan söylenmesi ise, her durumda toplum içinde çeşitli sorunlara yol açabilmektedir.

Doğruyu Mu Savunmak İstersiniz, Yalanı Mı?

Çoğu zaman yalanın işlerimizi kolaylaştırdığını ve hızlandırdığını düşünsek de gerçekte yalandan dolayı oluşan geri dönümler işimizi daha da zorlaştırır.

Doğruyu savunduğunuzda da işinizin uzadığını düşünseniz de doğruyu savunduğunuz her durumdan aslında haz duyarsınız. Ama, yalan söylerken veya söylediğiniz bir yalanı savunurken bu tür bir haz duyamazsınız ve yalandan sonra da vicdanınız sürekli olarak sizi meşgul eder. Bu meşguliyet ise başta uyku bozuklukları olmak üzere bir çok hastalığa davetiye çıkarır.

Meslekler her zaman doğru işi dürüst şekilde yapmayı öngörür. En doğru ve en dürüst çalışanlarda mesleklerinde üst seviyelere çıkar.

Din ve Doğruluk

Dinde de doğru olmak dini esaslardan biridir. İslam dini için konuşacak olursak, İslam dinine uyan kişinin yani müslümanın her açıdan doğru olması gerekmektedir. Bu gerekliliğin sağlanması için kendinizi bütünüyle dine adamış bir insan olmanıza gerek yoktur. Yani, her durumdaki her seviyedeki müslüman için aynı şart geçerlidir. Ben namaz kılamıyorum veya ben oruç tutamıyorum yalan söyleyebilirim veya ben daha Hacc’a gitmedim yalan söyleyebilirim gibi bir durum yoktur.

Dindeki Doğruluğun Mesleğe Yansıyabilmesi

Müslümanın her açıdan doğru olması müslümanın yaptığı mesleği de olumlu olarak etkilemelidir elbette. Ama, bu durum kişinin uygulama özgürlüğüne(!) takılmaktadır genellikle günümüzde. Ancak, durumun böyle olabilmesi müslümanın yaptığı mesleği uygulamasındaki sorumluluğunu kaldırmamaktadır. Sorumluluğun olduğu her durumun sonucunda ödül veya ceza vardır.

Bir hekimin işini her açıdan doğru yapması aynı zamanda dini bir gerekliliktir, aslında. Mesela, bir hekimin hastasına yalan söylemesi hem insani değerlere hem mesleki etik değerlere hem de dini değerlere ters düşmekteyken bu konuda ısrar eden bir hekimin iyi niyetinden elbette bahsedilemez.

Tam tersi durumlarla da hekimler sıkça karşılaşabilmektedirler. Buna örnek olarak da hekimden yalan söylemesinin talep edilmesini gösterebiliriz. Bu yalan ısmarlamasının elbette seviyeleri farklı farklı olabilmektedir. Ismarlanan yalanın sıklığı sıradanlığıyla doğru orantılı olmakla birlikte, yalanın sıradışı ve özelliğinin farklı olması ise yalanın sıklığını azaltabilmektedir. Yani, günümüzde ne yazık ki sıradanlaşma meyline girmiş istirahat raporlarının hasta olmayan kişiler tarafından talep edilmesini bir çok kişi normal olarak karşılayabilmekte ve bu tarz talepler gün geçtikçe daha fazla görülebilmektedir. Bu talepleri ancak işini doğru yapan, hırsızlığa, yalana karşı durabilen, emeğe ve emekçiye sahip çıkan, salih amel sahibi insanların (dikkat ederseniz toplumun farklı kesimlerinin farklı olarak adlandırabildiği ama temelinde doğruluk bulunan kavramlara sahip olan bireyleri buraya sıraladım.) dirayetli duruşları yok edebilecekken, bu taleplerin günümüzde artıyor olması “nerede hata yapıyoruz ?” sorusunu bize düşündürmeli.

Hekimlerin, mesleklerini yaparken mesleki etik ilkelere ve kanunlara uymaları gerekmekteyken, hekimlerden talep edilen kanun dışı taleplere ise talep edenler “kimin haberi olacak ki?” şeklinde kılıf uydurmaya da çalışabilmektedirler. Ancak, her açıdan doğru olmak zorunda olan müslüman kişi elbette bu tarz taleplere asla meyletmiyecekdir. Ayrıca, her açıdan doğru olan müslüman kişi, başka bir hekimden talep edildiği halde onun vermediği sahte raporu da “Onda Allah korkusu yokmuş” diyerek verme yoluna da gitmeyecektir.

Dikkat ederseniz, hekimin mesleki sorumluluğundan bahsederken, doğru teşhis, doğru tedavi, doğru ilaç konusuna giremedim bile. Çünkü, ne yazık ki, sahte evrak, usulsüz rapor gibi konulardaki talepler çok daha fazla bir oranda karşımıza çıkmaktadır. İşin kötü tarafı ise bu talepleri talep eden kişi bunun yanlış bir durum olduğunu düşünmemesi, talep edilen kişinin de bazen bu konuda düşünmemeyi yeğleyerek kolaya kaçma yolunu tercih edebilmesidir.

Salih Amel’in Anlamı Tam Olarak Nedir?

Salih amel sahibi olan insan, diye bahsettiğimiz kelimeler bütününü ne yazık ki sadece dini bir terim olarak gördüğümüz için ve dini de  hayatımızdan uzak tuttuğumuz için bu kelimenin anlamını hayatımızda, işimize uygulamaktan da uzak kaldık.  Amel, yapılan işi; salih ise kişinin kurallara uygun, iyi hareketlerini temsil ettiğine göre salih amel sahibi olan insan kanunlara, kurallara uyan, usulüne uygun hareket eden kişi olmaktadır. Yani, yaptıkları işi doğru yapan kişiler demektir.

Salih Amel Sahibi Olabilmek İçin Düşünmemiz Şart

Yani, Allah rızası için yalan söylediğini düşünen kişi bir hekimse düzenlediği sahte veya usulsüz evrakla salih amel sahibi bir kimse olmuyor. Yani, Allah bu kişinin yaptığı işten razı olmuyor. Kanunlar önünde de suçlu olan bu kişi o zaman neden yalan söyleme yoluna gidiyor ki?

Bence, bunun cevabı yeterince düşünmemek ve kolaya kaçmak. Kafamızı deve kuşu gibi toprağa gömmek.

Her aşamada doğru olmak kişinin hem dini açıdan hem de hukuki açıdan en önemli vazifelerindendir. Kendi zararımıza bile neden olacak olsa, doğrudan vazgeçmemiz gerekir. Bunu hayatımızın her anında uygulamamız gerekir. Dahası bu uygulamayı başta ailemiz olmak üzere, çevremizdeki herkese de yansıtmamız gerekir. Salih amel sahibi bir insan olmak için uğraşmamız ve bu durumu mesleğimizde de uygulamamız gerekmektedir. Bu şekilde salih meslek sahipleri de olabiliriz. Salih amel sahibi olan kişiler ayrıca, emek sahiplerinin emeklerini çalmazlar, sahiplenmezler ve emeğe de saygısızlık yapmazlar. Bir kişi kendisi düzeltmeye başladığında çevresindeki insanlarda da etkiler oluşturmaya başlar. Salih emel sahibi olan kişi bu bağlamda toplumların sahip olmak istedikleri özellikli kişilerdendir. Bu şekilde toplumlar daha çalışkan, adil ve refah seviyesi yüksek toplumlar haline gelirler.

Saygılarımla,

 

Please Login to comment
avatar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Subscribe  
Bildir