Yalan Kötüdür.

Yalansız toplum konusunu irdelediğim bu yazıda önce yalandan bahsetmek gerekmektedir. Geçmişimizde, günümüzde ve geleceğimizde, her dinde, her kültürde, her yaşam tarzında kötü olarak nitelendirilen bir nevi ortak paydada buluşulabilen konulardan birisidir, “yalan“. Bir çok yapılanmanın öncelikli hedefleri doğru, dürüst, çalışkan insanları bünyesinde barındırarak bulundukları kulvarda ilerleyebilmektir.

Bu duruma ülkelerde dahildir. Ülkelerin de başarılı ülkeler arasında sıyrılabilmesi yalansız toplum sayesinde olmaktadır. Yalansız topluma sahip olan ülkeler, yalansız iş yapan vatandaşları sayesinde yüksek verimliliğe sahip olurlar ve bu sayede ilerlemeleri daha hızlı ve sağlam olur. Aslına bakarsanız, yalansız toplum, ülkelerin faydasına olduğundan çok, ülkelerin elde ettiği kazanımları yine kendi toplumlarının rahatına ve huzuruna çevirdikleri düşünüldüğünde, toplumun kendisine faydalıdır. Yani, yalan söylemeyen insanlar sayesinde toplum daha adil, daha düzenli, daha çalışkan, daha ferah ve daha zengin bir toplum olabilir. Yalansız toplum için öncelikle ihtiyaç duyulan yalansız insanlardır.

Yalansız İnsan Üretebilmek

Yalansız toplum için yalansız insana ihtiyaç duyulması yalansız insan üretimini gündeme getirmektedir. Peki, böyle bir üretim nasıl yapılabilir. Bunun için öncelikle insanın eğitimine dikkat etmek gerekmektedir.

Aile ve Yalansız Toplum

Çocuklarımızı daha küçük yaşlarda yalandan, yalandan elde edilmiş sahte kazanımlardan uzak tutabilmemiz ve aile olarak onlara bu konuda tam bir örnek olabilmemiz gerekmektedir. Bu durum eğitimin ailede başladığı gerçeğinden yola çıktığımızda ailede çocuğa verilmesi gereken temel kavramlardandır.

Öğretmen ve Yalansız Toplum

Daha sonra ise, okul çağındaki çocuklarımız için, ailenin yanına, öğretmenler de eklenecektir. Çocuklarımızın öğretimlerinin yanında eğitimlerini de veren aileden sonraki en etkin kişiler olan öğretmenler yalansız toplum üretiminde en önemli üretici güçlerdendir.

Öğretmenlerimiz hem verdikleri eğitimlerle hem de kendilerinin çocuklarımız önünde oluşturdukları örnek hareketleri ile bu konuda ailenin en büyük tamamlayıcısı olabilmektedirler. Öğretmenlerin bir başka özelliği de aile dışından biri olarak çocukların en fazla zaman geçirdikleri aslında yabancı biri olmalarıdır. Bu durum, çocukların bu yabancıları tam olarak “öğretmen” olarak kabullenmelerini sağlayarak, öğretmenlerin kendilerine verdikleri talimatları tamamen yerine getirmeye çalışmalarına sebep olmaktadır.  Aile içinde bu durumu sağlamak biraz daha zor olmaktadır.

Öğretmenler, bazı durumlarda aileden yeterince doğru bilgi ve davranışı alamayan çocuklarımız için belki de tek doğru kaynak olabilmektedirler. Bu şekilde ailesi ile doğruyu bulma imkanı olamayan çocuklarımız için, öğretmenleri çok önemli bir kaynak olarak gerçekten de bu tarz çocukların hayatlarını olumlu bir şekilde derinden etkileyebilmektedirler. Öğretmenler, insanları düzgün eğiterek yalana ihtiyaç duymadan, çalışan insanlar yetiştirerek yalansız insanlar elde edilebilmektedir. Yalansız insanlar da, zaman içinde yalansız toplumu oluşturacaklardır.

Yalansız Toplum İçin İşe Kendimizden Başlayalım.

Günümüzde etrafımıza baktığımızda her türlü durumda yalanın normalleştirildiği gerçeğini biraz düşününce (ne yazık ki düşünmediğimiz zaman biz de normalleştirilen yalanların bir parçası olabilmekteyiz.) görebilmekteyiz.

Her ortamda belki işimizin daha hızlı olabilmesi için belki de küçük başka kazanımlar için çok rahat yalan söyleyebiliyoruz ve/veya yalan söyleyenlerle karşılaşabiliyoruz. Hatta, söylenen bir çok yalandan dolayı kişilerin yalanları ortaya bile çıksa, kişiler hem kanunlar önünde hem de toplum vicdanı önünde ceza almayabilmektedirler. Bu tür durumlar yalanı daha da yaygınlaştırmakta hatta hayatta kalmak için gerekli bir şart haline (!) getirebilmektedir. En azından bazı insanların yalanı kendi vicdanlarında bu şekilde doğrulaştırdığını görebiliyoruz.

Hatta, bir başka yalanı doğrulaştırma şekli de yalanın bu kadar yaygın olarak kullanılmasına bağlı olarak “zaten herkes yalan söylüyor.” cümlesi olmaktadır. Herkesin yalan söylüyor olması elimizden geldiğince yalandan uzak durmamız gerektiği gerçeğini değiştirmemekle birlikte, bencil düşünce tarzımızı terk edebildiğimizde söylediğimiz her yalanın mutlaka birilerine zarar verdiğini anlayabiliriz. Toplum içindeki her insanın birbiri ile etkileşim içinde olduğu düşünüldüğünde, söylenen her yalandan zarar gören her insan belki bu zararını kapatabilmek için daha büyük yalanlar söyleyecek ve bu yalan zincirleri eninde sonunda toplum içinde tekrar bizi bulabilecektir. Yalansız toplum için, başta kendimiz olmak üzere yakınımızdaki herkesi doğru söyleyebilen, yalandan uzak duran insanlar haline getirmeye çalışmalıyız.

Huzurlu Birey ve Huzurlu Toplum

Yalansız toplum için yalansız birey yetiştirmenin ilk şartı bireyi yetiştirme sırasında hem ailenin hem de öğretmenlerin öncelikle kendilerini örnek göstererek, yalansız durumlarla da hayatın çok rahat sürdürülebildiğini göstermeleri olmalıdır. Bu şekilde çocuklarımız gerçekten yalana ihtiyaç olmadan çok daha rahat ve kimsenin hakkına girmeden rahat bir vicdanla daha huzurlu hatta daha sağlıklı yaşayabileceklerini anlayabilirler.

Günümüzde rahat ve huzurlu yaşam yaşayabilmek adına kendilerini sürekli ve aşırı çalışma formlarına sokan ve daha fazla kazanım adına bir üst makam ve mevkilere ne pahasına olursa olsun çıkmaya çalışan, bu esnada yalan söylemekten kaçınmayan insanların aslında huzurlu yaşam adına bu kadar uğraşmalarının anlamı olmadığını da bu şekilde anlamaktayız.

Belki de, daha huzurlu bir yaşam adına yapıldığı söylenen bu hareketlerdeki asıl amaç bile kendimizi kandırmaktan başka bir şey değil. Yani, belki de asıl amaç huzur değil. Bu bizim de kendimizi kandırma şeklimiz olabilir mi? Kaldı ki, ben bu şekilde yapılan hareketlerle daha huzurlu bir hayat süren insan da görmedim. İnsanın yalanla veya yalana dayalı elde ettiği kazanımlarla  parası, mevkisi olabilir ama huzuru elbette olmayacaktır. Çoğu yerde hep aynı örneği veriyorum. Kanunlara uymadan hareket ederek kendi kanunlarını oluşturarak örneğin bir çete lideri oluyorsunuz. Astığınız astık, kestiğiniz kestik. Ama, sokakta korumasız eşinizle çocuğunuzla halkın içinde gezemiyorsunuz. En son model araçlarınız zırhla kaplı. Huzur?

Herşeyin Başı Huzur, Sağlığın Bile

Tüm bu gerçekleri çocuklarımıza her fırsatta anlatmalıyız. Anlatmalıyız ki yalandan mümkün olduğunca uzak durabilen insanlarla, en az yalan söyleyen toplumu elde edebilelim. Bu şekilde elde ettiğimiz yalansız toplum huzurlu toplum olacaktır. Huzurlu toplumsa başta sağlıklı toplum olmak üzere çalışkan ve ilerleyen toplumun en önemli habercisidir.

Ya Gerçekler

Ne yazık ki günümüzde gerçeklerin başında yalanın yaygınlığı gelmektedir. Yalan söyleyen insanların olduğu her ortamda, yalan rahatlıkla söylenebilmektedir. Bu ortamlar, aile ortamından başlayarak, arkadaş ortamına, iş ortamına, alış-veriş ortamına, bilgi aktarımı ortamlarına kısacası insanın olduğu her ortama kadar gidebilmektedir.

Yalanlarıyla meşhur olan ve arkadaş ortamlarında yalan söylediğini bile bildiğimiz ama sırf komik olduğu için pohpohladığımız arkadaşımız buradan elde ettiği bu pohpohlanmayı arkadaş sevgisiyle karıştırdığı için aslında kendisini kandırmış olmakta ve hem kendine hem arkadaşlarına yalanlarla dolu bomboş bir vakit kazandırarak aslında hem kendisinin hem arkadaşlarının vaktinin boşa harcamaktadır. Karşılığında da bomboş bir pohpohlanma balonu kendisine verilmiştir. Bu şekilde birbirlerini bomboş balonlar uğruna gaza getiren kişilerin artması da düşünemeyen, aklını kullanamayan ve hazır tüketen insanların çoğunlukta olduğu toplumlara neden olmaktadır.

Arkadaş ortamında dahi olsa toplumun temel dinamiklerini sarsabilecek kadar güçlü olan “yalan” iş ortamlarında nasıl etkiler yapabilir, siz düşünün.

Sağlıkta Yalan

Yalanın iş ortamlarında kullanılmasına örnek olarak herkes kendi yaşadığı yerlerde bir çok örnek verebilir. Gerçekten olaya samimi baktığınızda kendi söylediğiniz yalanları da kendinize örnek olarak gösterebilirsiniz.

Ben de kendi çalıştığım iş ortamında yani sağlık alanında yalanın nasıl kullanıldığını, sağlık çalışanlarının yalana nasıl çekilmeye çalışıldığını anlatmaya çalışayım.

Reçetelerde Yalan

Reçete, hekimlerin kendi tıbbi bilgilerine göre,  hastanın var olan rahatsızlıklarını çözmek için kişiye uygulanan muayene, tetkik ve tahlil sonuçlarına göre belirlenen teşhise istinaden önerilen  ilaçların miktarının ve kullanılışlarının belirtildiği evraktır.

Hal böyle iken, reçeteler, ne yazık ki bazı insanlar tarafından hekimin değil de kendilerinin düzenledikleri, devletin ödemesi gereken bir evrak moduna sokulmaya çalışılmıştır. Bu şekilde sanki hekimin kendi önerisiymiş gibi gösterilerek devlet dolandırılmaya çalışılmaktadır. Hekim, kendi reçetesine imza atar. Bunun anlamı, bu reçeteyi düzenleyen hekimin imza atan hekim olduğudur ve reçeteyle ilgili tüm sorumluluk bu hekime aittir.

Bunun dışında yapılan her türlü durum (hastayı bilmeden ve görmeden) YALAN SÖYLEME durumudur. Bu konuyla bağlantılı olarak “Hekimin Hastayı Görmesi Gerekliliğ Nedir?” adlı yazımda daha ayrıntılı bilgi bulunabilir. Reçetelerdeki bu yalan söyleme durumu EVRAKTA SAHTECİLİK olduğu için cezası da sanıldığından daha fazladır. Bu nedenle hekiminizin reçetesine hiç bir şekilde müdahale etmeyin ve hekime bazı ilaçları reçete etmesi konusunda  baskı kurmayın.

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, bazı hastalarımız özel muayenehanelerde muayene olduktan sonra kendilerine ilaç önerisi olarak reçete verilmektedir. Ancak, hastalarımız bu reçetelerle bize başvurarak, ellerindeki reçeteyi tekrar yazdırmak istemektedirler. Bu durumun da hem kanuni olmadığını hem de etik olmadığını belirtmem gerekir. Çünkü, buradaki durum aslında hukuki açıdan şöyle gerçekleşmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu ile anlaşma yapmayan özel muayenehanesi olan hekimi SGK ile anlaşması olmadığından SGK tanımamaktadır.

Dolayısıyla da hekim olarak tanımadığı kişinin reçetesini SGK tanımamaktadır. Bu durumda bu reçeteye de ödeme yapmamaktadır. Kişiler bu durumu çeşitli yerlerde kendilerine yapılan yönlendirmelerle devlette çalışan veya devlet tarafından tanınan hekimlere başvurarak reçeteyi onlara yeniden yazdırarak aşmaya çalışmaktadırlar. Bu durum az önce bahsettiğim durum gibi hekimin kendi reçetesi olmaması ve devletin ödeme yapmadığı hekimin reçetesini devleti kandırarak devlete ödetmeye çalışmak anlamına geldiği için hukuksuzdur ve suçtur. Yani, ortada bir YALAN SÖYLEME durumu vardır.

Bir hekim, kendi reçetesini yazar veya kişinin raporlu olarak kullandığı ilaçları varsa yaptığı muayene sonucuna göre kişinin ilaçları kullanmasında sakınca olmadığını düşünürse bu ilaçları yeniden yazabilir. Bize başvuran kişilere de, usule aykırı her durumda olduğu gibi usule aykırı reçeteler için de bilgilendirme yapılarak kişiler geri çevrilmektedir.

Sağlık Raporlarında Yalan

Sağlık kurumlarında çeşitli raporlar kişilerle ilgili olarak düzenlenebilmektedir. Bu raporların gerçeği yansıtması öncelikle kişiler için çok önemli olabilmektedir. Çünkü, gerçeği yansıtan raporlar sayesinde haklı ile haksız ayrımını devlet yapabilmektedir.

Bu raporlara isterseniz en çok karşılaştığımız istirahat edebilir raporlarından başlayalım.

Daha okul dönemlerinden itibaren, ne yazık ki istirahat raporlarının suistimal edildiğine şahit olmaktayız.

Yalansız Toplum İçin Olmazsa Olmaz “Aile”

Belki de bu durumun en başlangıç noktası yine aile olabilmektedir. Evet, çocuk iyiyi de kötüyü de en başta ailesinden gördüğü için, ailenin her konuda özellikle dikkatli olması gerekmektedir. Kıyamadığımız çocuğumuz, hasta değildir ama yarın okula gitmemesi gerekmektedir. Mesela, çocuğunuz sınava yeterince hazırlanamadığı için sınava girmemesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Sınavı ertelemeyeceğinize göre bir şey yapmalı diye düşünürken yarın okula göndermediğiniz çocuğunuza rapor alabileceğiniz aklınıza gelir.

Olayın kopma noktası burası. Normalde, çocuklarımız yalan bilmez ama her şeyi olduğu gibi yalanı da çabuk öğrenirler. Bir kez bile yalan bir iş yaptığınızda, çocuğunuz bu durumu kafasına yazar. Neyse konuyu dağıtmayalım. Yalan yani sahte rapor için hekime başvurdunuz. iyi niyetli olduğunuzu ispatlamak için olayı olduğu gibi hekiminize anlattınız. Normalde hekiminizin, bu konunun hekimlik bir durum olmadığını konuyu başka mecralarda çözmeniz gerektiğini size anlatması ve bu sahte raporu size düzenlememesi gerekir. Çünkü, bu tür istirahat raporları sadece ve sadece hasta olan kişilere o da hekim gerekli görürse düzenlenir ve süresini hekim belirler. Hasta yoksa bu tür durumların hekimlik bir tarafı da yoktur. Hekim tamamen olayın dışındadır.

Ama, siz yine de hekimi ısrarla olayın içine çekmeye çalışırsınız. Hekim bu durumda belki de dışarıda bekleyen hastalarını da düşünerek, size çok daha net bir tavır gösterebilir. Bu durumda da sizin genel tutumunuz “Altı üstü bir imza atacaktınız. Bu kadar kaba olmaya ne gerek vardı?” şeklinde olabilir. Ama, ne yazık ki böyle durumlarda nedense karşınızdaki hekimin mesleki anlamda yaşayabileceği zorlukları ve onun da çoluk çocuğu olduğunu düşünmezsiniz. Zaten, düşünmüş olsanız konu buralara kadar gelmezdi, değil mi?

Ben işin doğru yapılarak size rapor düzenlenmediğini buraya kadar anlattım. Ancak, bir de size çocuğunuz için sahte rapor verildiğini varsayalım. Bu rapor çocuğunuz için artık yalanın kendisi için faydalı bir durum olduğunu gösteren en büyük sahte belge olacaktır. İşin daha kötüsü yalanla birlikte kolaycılığa alışabilecek çocuğunuzun belki de ömür boyu yalanla iç içe yaşamasını sağlayacaktır. Hekimden hiç bahsetmeme bile gerek yok. Ama, olan sizin çocuğunuza, bizim çocuğumuza yani toplumumuza olmuş oluyor.

Yalansız Toplum İçin Zamanında Hukuki Düzenlemeler Yapılmalı

Burada anlatmaya çalıştığım asıl olay yalana gerek kalmadan, bazı durumların ihtiyaç olduğu ispatlanırsa, adalet ve hukuk kavramları çerçevesinde bakanlıklar düzeyinde hukuki yollar sürekli açık tutulabilmektedir. Bu şekilde yalana bulaşmadan işlemler hukuka uygun şekilde de rahat bir şekilde yürüyebilmektedir. Bu konuya bir örnek olarak lise dönemindeki öğrencilere “veli izin belgesi” hakkı getirilmiş olmasıdır. Ama, emin olun üniversite dönemindeki öğrencilere usulsüz rapor verilseydi ortada bir sorun yok gibi görünecek ve bakanlık bu konuda bir çalışma yapmayacaktı. Bazen haklı olduğumuzu düşündüğümüz konuda olayları usulüne uygun bir şekilde üst mercilere resmi ve yazılı olarak taşımakta sandığımızdan daha fazla fayda olabilmektedir. Bunun için kanuni haklarımızı bilmemiz çok önemli.

Yalansız Toplum İçin, Yalansız Hekimler

Yalansız toplum için hekimlerin yalana çekilmeye çalışılmasından bahsettim. Ama, bir de her meslekte olduğu gibi farklı amaçlarla mesleği sürdüren veya meslek etik ilkeleri dışında farklı amaçları olabilen hekimler de ne yazık ki yok değil. Yazım daha çok yalansız toplumu oluşturmaya yönelik olduğundan, daha çok çocuklarımızla veya öğrencilerimizle ilgili konulara eğildiysem de, yalansız toplum için erişkin insanların da yalandan uzak durması elbette gerekmektedir. Bu insanlar içinde hekimler de elbette vardır.

Yalansız toplum için, kanunlara, hukuka, adalete uygun hareket eden mesleklere ve meslek mensuplarına ihtiyaç vardır. Sağlık alanında da başta hekimler olmak üzere, tüm sağlık çalışanları bu konulara dikkat etmelidir.

Bir hekim hakkı olmayan kişiye düzenleyebileceği bir raporla bu kişinin haksız kazanç sağlamasına yol açmamalıdır. Bu durumu da toplumun bireyleri olarak başta biz hekimden istememeliyiz. Ancak, ne yazık ki devletimizin bazı hastalara tanıdığı hakları elde etmek adına ne yazık ki bazı hekimlerle bu tarz ilişkiler kurulabilmektedir.

Yalansız Toplum Gerçek Mi?

Yalansız toplum olabilir mi? Yalandan gerçekten yüzde yüz uzak durulabilir mi? Bir insan hiç yalan söylemeden ömrünü tamamlayabilir mi?

Açık konuşmak gerekirse, matematiksel olarak böyle bir ihtimal olmakla birlikte, günümüzde yalandan uzak durmak gerçekten çok zor. Evet, yalansız toplum bir ütopya.  Ancak, yalansız toplum her ne kadar ütopya olsa da, asıl amacımız yalandan elimizden geldiğince uzak durmak ve her şekilde yalandan elde edilen kazanımları reddetmek olmalı.

Saygılarımla.

Please Login to comment
avatar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Subscribe  
Bildir