Yeteri Kadar Yemek Mi, Her şeyi Tüketmek Mi?

0
669

 

İnsan sağlığını mümkün olduğunca iyi tutabilmek adına bilgilerimi ve tecrübelerimi paylaşmaya çalıştığım sitemde, su içmenin insan sağlığı için birinci öncelikte öneme sahip olduğunu daha önceki yazılarımda ve sosyal medya paylaşımlarımda belirtmiştim ve hala belirtmekteyim. İnsan sağlığının idamesi ile ilgili olarak, yeterli sıvı alımının sağlanmasından sonra beslenme ile ilgili olarak ilk yapmamız gereken konu ise yemek yememizi de doğru ayarlara getirerek düzeltebilmemiz olmalıdır. Günümüzde ne yazık ki yemek yemek, insanın vücudunun ihtiyacını gidermekten çok, insanın isteklerini gidermeye yönelik bir araca dönmüştür. Artık, yeteri kadar yemek yemiyoruz, adeta yarışırcasına önümüze gelen her şeyi sorgulamadan tüketmeye, yok etmeye çalışıyoruz.

İnsan Sağlığı ve Beslenme

Bir insanın yemek yemesindeki asıl amaç beslenme olmalıdır. Beslenmeden kasıt, besinlerin vücudumuza sağlıklı şekilde alınıp, vücudumuzda ihtiyaç duyulan noktalara sağlıklı şekilde iletilebilmesidir.

Beslenme kelimesi, içerisinde yeterli ve dengeli beslenmeyi barındırır. Asla, ihtiyaç duyulmadığı halde aşırıya kaçmayı, besin değeri olmayan gıdaları, zaman geçirmek için ağzı ve mideyi doldurmayı içermez. Beslenme kelimesinin içerisinde bu tür anlamlar olmadığı halde, günümüzde bir çok kişi de zaten yemek yemeyi beslenme olarak tanımlamamaya başlamıştır. Yeteri kadar yemek, beslenmenin en önemli kriterlerindendir.

Beslenme ve Tüketmek

Günümüzdeki moda terimlerden biri “tüketmek” olarak karşımıza çıkmaktadır. Hayatımızın her anında ne yazık ki artık “tüketmek” kelimesiyle çok sık karşılaşmaktayız ve ne yazık ki bu kelime beslenme alışkanlıklarımızın da değişmesiyle yemek yememizi dahi “tüketmek” olarak adlandırmamıza neden olmaya başlamıştır. Gerçekten de şöyle bir etrafımıza baktığımızda, ağzımıza attığımız bir çok şeyin, beslenmeden ziyade “tüketmek” amacıyla alınmışcasına, hızlı ve karman çorman bir şekilde, içeriklerini araştırmadan, açlığımızı baskılamak adına aldığımız sağlıksız ürünlerden oluştuğunu anlayabiliriz aslında. Yeteri kadar yemek kriterini sağlayamadığımızda beslenmenin adı da tüketmek olarak değişiyor.

Gıdalarımızı İncelemeliyiz

Hızlı bir şekilde her şeyi tüketen bir toplum olduğumuz bu günlerde, her şeyi tüketen bir toplum olmaktan bir an önce kurtulabilmenin en önemli yolu her şeyi araştırmaktan ve incelemekten geçmektedir.

Sadece ihtiyacımız olan nesneleri almamız, bu nesnelerin içeriklerini ve özelliklerini bilmemiz, sadece bizi araştırmacı bir insan yapmaz aynı zamanda toplumumuzu da araştırmacı bir toplum haline getirir. Kullandığımız araç gereçlerde kullanmadığımız özellikler ne kadar fazla ise, biz de bu araç gerece bu kadar gereksiz sahip olmuşuz demektir. Araştırma konumuzu tabii ki her alandaki ihtiyaçlarımıza yaymalıyız.

Bu alanların başında da elbette gıda gelmektedir. Çünkü, unutmamak gerekir ki aslında ne yersek oyuz. Bu nedenle, tüketen insanlar değil beslenen insanlar olmalıyız. Bunun içinde yediğimiz gıdaların içeriklerini, menşeilerini, bizim vücudumuzla olan ilişkilerini araştırmalı ve bilmeliyiz.

Önümüze Gelen Her Şeyi Yememiz Gerekmiyor

Gıdalara ulaşabilme imkanlarımızın kolay olması, önümüze gelen her şeyi yememiz gerektiğini de düşündürmemeli bize. Bu durum da bizi insandan ziyade tüketici konumuna getirir. Biz insanız yerken bile düşünmeliyiz. Gerçekten yemeye ihtiyacımız var mı? Gerçekten acıktık mı? Yoksa, yoldan geçerken aldığımız güzel bir yemek kokusu nedeniyle mi lokantaya girdik aç olmadığımız halde? Belki de, arkadaşımızla muhabbet ederken farkında olmadan bir şeyler söyledik ve muhabbete dalıp gitmişken yemekleri de sırayla bitirmişiz.

Yeteri kadar yemek yediğimizi sürekli kontrol ederek yemek sınırını belirleyebilmeliyiz. Yemek yerken ortamın güzelliğine, muhabbetin koyuluğuna takılmadan her an doydum mu diye düşünmeliyiz. Hatta, acıkmadan oturmadığımız yemek sofrasından mümkün olduğunca doymadan kalkabilmeliyiz. Bu hem bizim sağlığımız için önemli hem de toplumun sağlığı için. Yemek yiyemeyenleri düşünmeliyiz ve yemeğimizi paylaşmalıyız. Etrafımızda paylaşacak birini bulamasak bile en azından israf etmemek adına kendimize yetecek kadar (aşırı yemeden, yeteri kadar yemek) miktarda yiyecekler satın alabiliriz veya yemekler yapabiliriz. Bu durum da, bizi, artan yemeklerin çöpe atılmasından veya tabağımızdaki fazla yemekleri ziyan olmasın diye kendimizi kandırma  isteğinden alıkoyabilir.

Yeteri Kadar Yemek İçin Yemek Yeme Hızımızı Düşürmeliyiz

Acıkmış olduğumuz durumlarda en çok yaptığımız hata ise, düşmüş kan şekerimizin etkisiyle önümüze çıkan yemeği bir an önce silip süpürmek olmaktadır. Ama bunu yapmadan yarım saat önce su içsek, yarım saat sonra da yavaş yavaş ve yeteri kadar yemek yesek hem midemiz mutlu olacaktır hem de biz. Çünkü, hızlı ve aşırı yenen yemeklerden sonra midemiz, pankreasımız ve karaciğerimiz başta olmak üzere bir çok organımız yorulurcasına çalışmak zorunda kalmaktadır.

Bir organ ne kadar çok çalışmak zorunda kalıyorsa o kadar fazla kana ihtiyacı olacaktır. Başta, enerjiye ve oksijene. Bu nedenle de çok çalışan organlara daha fazla kan gitmesi gerekmektedir. Bu sayede, kan içerisinde bulunan oksijen ve besin maddeleri sayesinde hücreler yaptıkları iş için enerji üretebilirler. Yeteri kadar yemek yeme kuralını çiğneyip aşırı ve gereksiz bir yemek sonrası, sindirim sistemi bu aşırı yükü ortadan kaldırabilmek için, vücuttan daha fazla kan akımı çekmektedir. Bu durum sonrası beyin gibi bazı organlara bu nedenle daha az kan gidebilmektedir. Bu durum da, böylesi bir yemekten sonra üzerimize çöken uyku halini veya mide spazmlarımızı açıklayabilir. Böyle bir durumla eminim kimse karşılaşmak istemeyecektir. Ancak, karşılaşılmışsa bile yemekten sonra bir yürüyüş bizi rahatlatacaktır.

Hızlı yemenin vücudumuza vereceği zaraı açıklamanın bir şekli yukarıdaki paragraftaki gibiydi. Ancak, hızlı yeme aynı zamanda doyma hissimizi de etkileyebilmektedir. Şöyle ki, normalde bir insanın doyma süresi genel olarak bellidir. Mesela, 15 dk. Siz, size yetecek bir yemeği 5 dk ‘da yerseniz mideniz dolmuş bile olsa doyma hissine varamıyacaksınız. Ama, aynı yemeği yavaş yavaş, iyice çiğneyerek 20 dk içinde yeme peryoduna girerseniz, 15 dk dolduğunda doyma hissiniz gelişecektir ve siz aynı yemeği henüz bitirmemişsinizdir bile. Bu nedenle mümkün olduğunca yavaş yemek yemek, size daha az yemekle doygunluk hissi verecektir. Bu konuya özellikle dikkat etmeliyiz.

Öğün Sayısı ve Öğünler Arası Süre

Son yıllarda, öğün sayımızın 3 olmasının da fazla olduğu konuları dile getirilmektedir. Bu görüşe göre, günde 3 öğün yemek yemek insanın doğasında  olmayan sonradan bizlere dikte ettirilen bir konu. Normalde bir insanın günde 2 öğün yemekle de sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürebileceği ve eski tarihlerde yaşayan insanların bu şekilde beslendiklerinin altı çizilmektedir. Aynı yaklaşımlarda sık sık az az beslenmenin de insan sağlığı için çok da olumlu sonuçlar doğurmadığı söylenmektedir.

Öğün sayısının fazlalığı günümüz dünyasında mide bağırsak sistemimizi yoran önemli bir sorun olarak nitelendirilmekte ve vücuttaki yağlanmanın nedenlerinden gösterilmekte. Bunun için tavsiyeler günde 2 öğün şeklinde. Bu yaklaşımın kökeninde ise insanın aç kalma süresinin artmasının vücuda daha faydalı durumların ortaya çıkardığı düşüncesidir. Bu düşünce bir çok çalışma ile de desteklenmektedir. Bu konuyla ilgili olarak aç kal uzun yaşa şeklindeki bu düşünceyle ilgili olarak da son olarak araştırmacılardan biri Nobel ödülü kazanmıştır.

Günde 2 öğün yemenin ve mümkün olduğunca bu 2 öğün arasındaki zamanın uzatılmasının en büyük etkilerinden biri tıpkı Ramazan Orucunda olduğu gibi sindirim sistemi organlarının dinlenmesine olanak sağlayabilmek olmaktadır. Bu sayede sürekli ve yorucu bir iş temposuna girmeyen sindirim sistemi organları daha düzenli ve sağlıklı çalışabilmektedir.

Beslenmemiz ve İnsulin

Sürekli veya sık sık yemek yeme ile birlikte ortaya çıkan kandaki yüksek şekeri dengelemek için pankreastan sık sık insülin salınarak kandaki şeker Karaciğerde depolanmaya çalışılmaktadır. Uzun süre aç kalan bir vücutta, sürekli yemek yiyen bir vücuda göre pankreas sürekli insulin salgılama zorunda kalmayacaktır ve bu durumun sürekliliği insulin seviyelerinin düşmesine ve insulin direncinden uzak durmayı kolaylaştıracaktır. Bilindiği üzere insulin direncinin yüksek olması şeker hastalığının en erken göstergelerinden biridir. İnsulin direncinin yüksek olduğunu da dışardan bel çevresini ölçerek tahmin edebiliriz. İnsulin direnci göbekle doğru orantılıdır.

İnsulin hormonunun salınmasında kandaki şeker seviyesinin yüksekliği rol oynamaktadır. Buradan çıkarabileceğimiz bir başka sonuç da şeker seviyesi ne kadar yüksekse o kadar fazla insulin salınacaktır. Yani, insulin seviyesi kandaki anlık şeker yüksekliği ile doğru orantılıdır. Öyleyse kan şekerini yükseltecek gıdalara karşı daha temkinli olmalıyız. Mümkün olduğunca bu tür gıdalardan uzak durmalıyız.

Karbonhidratlı Gıdalar

Kan şekerini yükselten gıdaların başında elbette karbonhidratlı yiyecekler gelmektedir. Direk olarak şeker içeren şeker ve çikolata gibi ürünlerin yanı sıra baklava gibi tatlıları bu tür gıdalara örnek verebiliriz. Ancak örnekler burada bitmiyor ne yazık ki. Hamur işi olarak adlandırdığımız tuzlu dahi olsa her üründe de karbonhidrat olduğu unutulmamalı. Tuzlu kurabiyeler ve börekler de buna örnek. Ayrıca, içeceklere de dikkat etmeliyiz. Alkollü içecekler zaten doğaları gereği şeker içermektedirler. Alkolsüz içeceklerinde özellikle fabrikasyon olanlarının çoğunda da şeker bulunmaktadır.

Doğal olmayan ürünlerde elbette şekerin bulunuşu ve bulunuş şekli çok daha fazla olsa da doğal olan bir çok meyvede de şeker olduğu unutulmamalıdır. Meyve şekeri olarak adlandırabildiğimiz meyvelerde bulunan bu şeker nedeniyle, meyveleri de aşırıya kaçmadan yemekte fayda var. Bu durum şeker hastaları için özellikle dikkat edilmesi gereken bir konudur. Mısır gibi ürünlerin de en çok karbonhidrat içeren gıdalardan olduğu unutulmamalıdır.

Şeker her ne kadar doğal ürünlerde de bulunan bir madde olsa da yine şekerli bir şeyler yemek gerektiğinde fabrikasyon ürünlerden uzak durmakta fayda vardır. Bu bir zorunluluk değildir. Ancak, daha sağlıklı olabilmek adına doğallıktan yana olmamız gerekmektedir. Bunun nedenlerinden biri de fabrika ortamlarında kullanılan şeker türlerinin doğal şekerlerden farklı olabilmesidir. Fabrikasyon ürünlerde kullanılabilen şekerler glukoz şurubu ve fruktoz şurubu olarak adlandırılabilmektedir ki bunlardan fruktoz şurubu sağlık açısından çok daha fazla tehlike arz etmektedir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir başka konu da bazen fruktoz şuruplarının glukoz şurubu olarak adlandırılarak ürünün içeriğine yazılıyor olmasıdır. Bu farklı şeker türleri, kana çok daha hızlı yayılabilmekte ve bu durumda başta sindirim sistemi olmak üzere bir çok organı uzun vadede olumsuz etkilemektedir. Bu arada, kandaki şeker düzeyinin sadece gıdalarla değil, stresle de artabileceğini unutmamız gerekir. Gereksiz stresten de uzak durabilmek sağlığımız için önemli olan başka bir konudur.

Asıl Sorun Fazla Yemek

Anlaşılacağı üzere, asıl sorun ihtiyacımızdan fazla ve besin değeri düşük görsellikleri fazla olan gıdalarla besleniyor olmamız aslında. Üstelik bunu günümüz dünyasında yapıyoruz. Yani, hareketsizliğimizin hiç olmadığı kadar fazla olduğu bir dönemde. Bir çok yere gidebilmek için bacaklarımızı değil, çeşit çeşit araçları kullanıyoruz. Vardığımız yerde çalışmaya gitmişsek pek çok kişi için bu çalışma ofis ortamlarında, bilgisayar başında gerçekleşmektedir. Fabrikalarda dahi işçiler bir kolu veya bir düğmeyi yöneterek çalışmaktalar artık günümüzde. Tüm bunların üstüne yediğimiz fazla yiyecekler elbette vücudumuzda kullanılamayarak depolara kaldırılmaktadır.

Gıdaların Vücutta Depolanmış Hali: Yağ

Vücudumuzda yiyecekler nasıl depolanıyor peki? Bu sorunun cevabı basit aslında. Estetik kaygılarla sevmediğimiz yağ şeklinde depolanıyor. Yağı aslında sevmiyoruz ama yağlı yemeklere de dayanamıyoruz. Sevmediğimiz bir başka konu da spor yapmak. Ama spor yapanları izlemeye bayılıyoruz. Günümüz dünyası gerçekten tuhaf olmuş ve ne yazık ki bu tuhaflıklara vücudumuzda ayak uyduramıyor. Bu yüzden, yemeklerden uzak durmak yerine, hareket etmek yerine çok fazla düşünmeden yiyeceklerimizi vücudumuzda depo etmeye başlıyoruz gençlik yıllarından itibaren.

Bu depolamanın sonunda da karşımıza ne yazık ki şişmanlık karşımıza çıkıyor. Şişmanlığın daha ileri versiyonuysa obezite. Burada bahsettiğim şişmanlık bazı hastalıklara bağlı oluşan şişmanlık değil tamamen yemek yemeyle alakalı olan şişmanlıktır. Bunun tek önlemi az yiyebilmektir. Şunu da belirtmek isterim ki bir çok kronik hastalığın temelinde de yine aşırı yemek yeme isteği gelmektedir.

Yeteri Kadar Yemek ile Beslenmemiz Gerekir.

Yemek yememizin tek amacı, vücudumuzun ihtiyacı olan besinlere ulaşabilmek olmalıdır. Bunun dışındaki amaçlar, yemek yemenin tüketmek olarak adlandırılmasına yol açan şeylerdir.  Beslenme amacıyla yemek yemeyi de asla tüketmek olarak adlandırmamamız gerekir.

 

Please Login to comment
avatar

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Subscribe  
Bildir